WhatsApp Image 2021-01-02 at 21.53.08.jp

Modern Tıbbın Babası: Hippocrates



Milattan önce, Akdeniz adalarının Yunan şehirlerinde ve İyonya kıyılarında felsefe filizlenmeye başladı. Miletli Thales ile başlayan bu serüvenle filozoflar yani "bilgiyi sevenler”, doğayı duyumlara ve rasyonel varsayımlara göre açıklamaya başladılar. Entelektüel düşünce özgürlüğünün olduğu bu ortam, bilimsel tıbbın doğmasına olanak verdi. Tıbbı; hiçbir dini ya da doğaüstü inanışa dayanmadan, tamamen klinik semptomları inceleyerek ve rasyonel sonuçlar doğrultusunda ele aldığı için modern tıbbın babası olarak bilinen İyon hekimi Hipokrat'ı, tam olarak bu döneme borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz.

 

Dini ve doğaüstü inanışlar, 6.yüzyıla kadar asırlar boyunca insanların zihinlerini meşgul etmiştir. Diğer tüm bilimsel çabalar gibi tıp biliminin de kökenlerini Eski Yunan uygarlıklarından aldığı kabul görmektedir.

Eski Yunan döneminden önce, Mezopotamya topraklarında tıbbi birtakım bilgilerin ortaya çıkmasına ve gelişim sürecine ışık tutan bilgilere özellikle Sümer uygarlığının çivi yazısı kullanarak yazdığı kil tabletlerden ulaşılmıştır. Mezopotamya uygarlıklarında hukukun ve tıbbın kutsal kökenleri olduğu inanışından dolayı din adamları aynı zamanda yargıç, avukat ve hekim olarak da hizmet vermekteydi. Kil tabletlerdeki tıbbi yazıları; terapötik ya da tıbbi metinler, kehanet koleksiyonları ya da semptom metinleri ve hastalıklar, tıbbi müdahalelerle ilgili çok yönlü metinler olarak üç kategoride incelemek mümkündür. Buradan da anlaşılacağı gibi Mezopotamya uygarlıklarında dini ve doğaüstü inanışlar tıp bilimiyle yakından ilişkilendirilmiştir[2].

Eski Mısır dönemine baktığımızda da tıbbi uzmanlaşmanın birincil nedeninin, “vücuttaki her bir bölümün kendine ait bir tanrısı olduğu” gibi dini bir öğreti üzerine ve yine doğaüstü bir inanış olan ölümden sonraki hayata ulaşabilmek için ölülerin bedenlerinin mumyalanması üzerine şekillendiğini söylemek yanlış olmaz. Hatta öyle ki, rahip-hekimler, belirli bir organ ya da bir hastalık üzerine yoğunlaşma eğilimi göstermişlerdir. Mısır’da ortaya çıkan tıbbi teoriye göre; insanlar sağlıklı bir şekilde doğar fakat intestinal çürümeye, dış varlıklara ve güçlü duygulara karşı duyarlıdırlar. Vücutları sürekli zehirli rüzgarlar, ruhlar ve hayaletler tarafından tehdit altındadır. Kurtçuk ve böcekler, hastalıkların harici sebepleri olarak görülmüş, özellikle kurtçuklar gerçek veya gerçeküstü “ajanlarla” ilişkilendirilmişlerdir. Hastalığın sebebi ne olursa olsun iyileştirilmesi için, ruhsal açıdan sağlıklı olmayan bu ajanların yani kurtçukların, kusturma ya da şeytan çıkarma yollarıyla tedavi edilmesi gerektiği düşünülmekteydi.

Antik Yunan döneminde; kehanet tanrısı Apollo’nun hasta ve yaralıları iyileştirebileceği, ya da bir cezalandırma olarak insanlara salgın hastalıklar verebileceği inancı hakimdi. Buradaki tıp uygulamalarında da doğaüstü inanışların izlerini görmek mümkündür. Fakat Ilyada ve Odysseia destanlarında günümüze kadar ulaşan bilgilerde, tıbbi müdahalelerin genellikle “sihirsel”pratiklerden uzak olduğu sonucuna ulaşılır. Sadece hastalığa uygulanan tıbbi tedavi bir sonuç vermediğinde şifacılar son çare olarak büyü ve dua gibi doğaüstü inanışlara başvururdu[3].

 


Hipokrat’ın Hayatı



MÖ. 460-370 yılları arasında yaşam sürdüğü düşünülen Hipokrat; Güneydoğu Akdeniz’de bir Yunan adası olan Kos’ta, Heraklides’in oğlu ve kökenlerini tıp tanrısı Asclepius’tan aldıklarını iddia eden hekimlerden oluşan bir ailenin mensubu olarak dünyaya gelmiştir. Hem sanatını icra edip hem de bunu öğrencilerine öğreterek Yunanistan ve Ön Asya’ya seyahatlerde bulunmasıyla gezici bir hekim olmuştur[6]. Büyük salgınlar döneminde yaşamış olan Hipokrat’ın, Persliler ve Iliryanlılar tarafından kendi ülkelerine gelip salgına yakalanmış insanları tedavi etmesi için davet edildiği fakat onun bu teklifleri reddedip Teselya’daki epidemiyle mücadele etmeyi tercih ettiğiyle ilgili birkaç rapor bulunmaktadır.

Teselya’da patlak veren bu epidemi, MÖ. 429-426 yıllarındaki klasik Athenalıların liderleri Pericles de dahil olmak üzere nüfusunun dörtte birini kırıp geçirerek Athena İmparatorluğu’nun yıkılışı olan salgın hastalığın aynısıdır.

Atina, Yunanistan'daki Kerameikos antik mezarlığı.
Atina, Yunanistan'daki Kerameikos antik mezarlığı.

Athena’daki antik Kerameikos mezarlığında bulunan ve salgın dönemine tarihlenen toplu gömüdeki iskelet kalıntıları üzerinde yapılan çalışma sonucu ortaya çıkartılan genomik sekanslar, tifo ateşinin ajanı Salmonella enterica Typhi ile eşleştirildi. Hipokrat, tifo ateşinin semptomlarını detaylarıyla açıklamış ve tayfuna benzeyen fevri karakteri nedeniyle ona “tifo” adını vermiştir[4].

 

Hipokrat’ın Tıbbi Felsefesi


Hipokrat; tıbbı, Empedocles’in doğanın dört temel elementten su, toprak, rüzgar ve ateş olmak üzere dört temel elementten oluştuğunu savunan felsefi düşüncesine göre şekillendirmiştir: analog bir şekilde insan vücudunun da melankoli, iltihap, şalgam ve kan olmak üzere dört sıvı-salgıdan ve soğuk, sıcak, kuru ve nemli olmak üzere dört temel durumdan oluştuğunu öne sürmüştür. Buna göre sağlık durumu bu sıvıların ve durumların dengede olması sonucu var olabilmektedir. Herhangi bir hastalık durumunda hekimlerin görevi, doğanın iyileştirici gücüne izin vererek kanama, emetizan (kusturucu ilaç), purgatif (bağırsakları boşaltıcı) ve hatta ameliyat ile bu sıvıları sağlıklı dengelerine kavuşturmaktır.

Tıbbi uygulamalara olan katkıları; davranışın etik kuralları, klinik semptomların yakından incelenmesi, her türlü fikre karşı açık bir zihin ve hastalıkların sebebini açıklamak için istekli olma tutumuyla nitelendirilmiştir.

Hipokrat’a göre hekim hastayı muayene etmeli, semptomları dikkatlice gözlemlemeli, tanı koymalı ve sonrasında hastayı tedavi etmelidir. Tüm hekimler tarafından evrensel olarak kullanılan semptom, tanı, terapi, travma ve sepsis gibi sayısız tıbbi terimi modern tıp dünyasına kazandırmış; diyabet, gastrit, enterit, artrit, kanser, eklampsi, koma, felç, mani, panik, histeri, epilepsi ve daha birçok hastalığı hurafelerden ve batıl inançlardan arındırılmış bir şekilde tanımlamıştır. Onun, “Epilepsi, diğer hastalıklardan daha ilahi bir hastalık değildir. İnsanlar onu anlamadıkları için kutsal derler. Fakat anlayamadığımız her şeye kutsal dersek, kutsal şeylerin sonu asla gelmez.” sözleri bu duruma verilebilecek yerinde bir örnek durumundadır[1].

 

Hipokratik Yemin

Çoğumuzun adına aşina olduğu Hipokrat Yemini, muhtemelen onun ölümünden en az iki yüzyıl sonra yazılmış olsa da; uygun tıbbi davranışa ilişkin benzer etik kuralları içeren kutsal bir yemini sözlü olarak belirlemiş olduğu düşünülmektedir.

Hipokratik Yemin; adalet, gizlilik, öğretmenlere hürmet ve grup üyeleriyle dayanışma gibi Pisagoriyen görevleri içerir. Hekim, nereye giderse gitsin hastalara yardım edeceğini, adaletsizlikten ve cinsel fenalıklardan sakınacağını ve sır tutacağına dair yemin eder.

Hipokrat Yemini’nin Klasik versiyonunda; hekim Apollo’ya, Asclepius’a, Hygieia’ya Panaceia’ya ve tüm tanrı ve tanrıçalar adına yemin eder ve kendi kabiliyeti ve bu yeminin muhakemesi sonucunda hareket edeceği konusunda onları tanık eder[1].

-Ona bu hünerleri öğreten öğretmenini kendi ailesiyle eşit konumda görmeye ve hayatını ona ortak olarak yaşamaya; paraya ihtiyacı olursa ona kendi parasından pay vermeye; onun evlatlarını kendi erkek kardeşlerinin soyuyla bir tutarak, öğrenmek isterlerse onlara da bu

sanatı öğreteceğine; bu talimatları onun çocukları, kendi çocukları ve tıbbi yasaya göre ant içmiş öğrenciler haricinde kimseyle paylaşmayacağına,

-Kabiliyet ve muhakemeleri doğrultusunda hastanın yararı için diyetetik ölçüler belirleyeceğine,

-Hasta istese dahi hiçbir hastaya ölümcül bir ilaç vermeyeceğine ya da buna dair bir öneride bulunmayacağına,

-Hiçbir kadına düşük yapması için ilaç vermeyeceğine,

-İffet ve kutsallıkla hayatını ve sanatını koruyacağına,

-Hangi eve giderse gitsin, tek gayesinin hastayı iyileştirmek olduğuna ve kasıtlı hiçbir adaletsizlikte; evdeki hiçbir erkek veya kadına karşı cinsel bir yaklaşımda bulunmayacağına,

-Tedavi süresince ya da tedavi haricinde insan hayatına yönelik duyduğu ya da gördüğü hiçbir şeyi başkalarıyla paylaşmayacağına,

-Bu yemine sadık kalacağına ve kendi çıkarları için dahi olsa onu ihlal etmeyeceğine dair yemin eder. [4]


Günümüzde ise ilk kez Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) 2. Genel Kurulu’nda kabul edilmiş Cenevre Bildirgesi ile belirlenen Hekimlik Andı şu şekildedir: [7]


Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak;
Yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma,
Hastamın sağlığına ve esenliğine her zaman öncelik vereceğime,
Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime,
İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime,
Görevimle hastam arasına; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime,
Hastamın bana açtığı sırları, yaşamını yitirdikten sonra bile gizli tutacağıma,
Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma,
Hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime,
Mesleğimi bana öğretenlere, meslektaşlarıma ve öğrencilerime hak ettikleri saygıyı ve minnettarlığı göstereceğime,
Tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma,
Hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime,
Tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağıma,
Kararlılıkla, özgürce ve onurum üzerine,
Ant içerim.”
 

Corpus Hippocraticum: Hipokratik Koleksiyon



Tıbbi teori ve uygulamaları içeren metinlerden oluşan Hipokratik Koleksiyon, Hipokrat ve onun yandaşları tarafından yazılmıştır. Bunlardan bazılarının kronolojik anlamda hatalı dil biçemleri ve karşıt görüşlü felsefe görüşlerini içermesi, Hipokrat’tan yüzyıllar sonra düzenlendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

“Sanat uzunken hayat kısa, fırsat kaçmaktadır; yargı zor ve deneyim aldatıcıdır.” , “Hastalıklarda yardım etmeyi; yardım edemiyorsanız en azından zarar vermemeyi alışkanlık edinin”. ve “Sanat üç şeyi içerir: hastalık, hasta ve hekim. Hekim, sanatın hizmetçisidir ve hasta, hekimle birlikte hastalıkla savaşmalıdır.” gibi Hipokratik çalışmalardan bazı deyişler, günümüzde tıp mesleğinin sembolleri haline gelmiştir.

 

Hipokratik Yemin ve mottolar modern tıp doktorlarına ilham vermeye devam etse de bilimsel bilgiye ve öz saygıya sahip olan hiçbir hekim artık “iyicil doğa” inanışında değildir. Buna rağmen tıbbi uygulamaların klinik ve etik temelleri ve günümüzde de kullanılmaya devam eden çoğu klinik terim, kökenini Kos Adası’nın efsanevi hekiminden almaktadır.

 

KAYNAKÇA


[1]Yapijakis, C. (2009). Hippocrates of Kos, the Father of Clinical Medicine, and Asclepiades of Bithynia, the Father of Molecular Medicine. In International Journal of Experimental and Clinical Pathophysiology and Drug Research. vol. 23, pp. 507–514. (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

[2] Porter, R. (Ed.). (1996). Cambridge Illustrated History of Medicine. United Kingdom: Cambridge University Press. (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

[3] Magner, L. N., & Kim, O. J. (2018). A History of Medicine. 3rd ed., pp. 21-68. (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

[4] Edelstein, L. (1943). The Hippocratic Oath: Text, Translation, and Interpretation. Baltimore: Johns Hopkins Press. (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

[5] E. D. Pellegrino, and M. Siegler. (1997). Use of the Hippocratic Oath: A Review of Twentieth-Century Practice and a Content Analysis of Oaths Administered in Medical Schools in the U.S. and Canada in 1993. The Journal of Clinical Ethics., pp. 377-388. (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

[6] Encyclopædia of Britannica, “Hippocrates, Greek Physician” (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

[7] Türk Tabipleri Birliği, “Hekimlik Andı güncellendi” (3 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir.)

168 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör